• Hikayeler > Hüseyin Özkan |
Ağır hastalığıma çare bulmak umuduyla yattığım Schillerhöhe Akciğer Hastanesi’ndeki 4. Günümde aldım Bademler Dergisi’ni… Gözlerimden boşanan sellerle okudum. Bademler’in 50 yıl öncesine kadar ulaştım Seyfi Şen’in amcasını anlatışıyla, hepsi bildiğim tanık olduğum şeylerdi, ama unutmuşum. Tekrar yaşattı, Seyfi o yazısıyla.. Derginin üçüncü sayısıydı elimdeki, İmize’nin bir köpeği oynatışını gösteriyor. 1954 yılında yıkılan çeşmenin, kesilen çınarın önünde çocukluğumu yaşadım az da olsa. Daha da yazanlar vardı. Birçok arkadaşın çocuklarıydı onlar da. Resimler serpiştirilmişti sayfalara, tarih dolu resimler. Aferin çocuklar dedim gözyaşları arasında, başarılarınızın devamını bekleriz. Ufaktan ben de katkıda bulunmak istedim. Ama ilkokul tahsilimle cümle kurmaktan aciz olan ben ne yazabilirdim ki! Çocuklar hatamı düzeltir deyip, eski uğraşçılardan biri olarak, yaşanmış bir fıkra niteliğindeki bir anımı yazmaya karar verdim. “1955 Aralık ayında, her yılki gibi piyes hazırlıklarına başladık. Ömer = Remzi Atar, Imam = Hamza Emmi, Mirzoti = Mehmet Uran, Şadi Bey = Hüseyin Kınık, Sarı Çocuk = Hüseyin Or, Alibey = Ali Şengül (Deli Üseyin Emmi’nin Alibey), Nedim Şentürk (Hösüğünce), Halil Özkan (Angayra Dayı), Ali Özkan ve ben küçük bir rolle katılıyordum. Ve kadın oyuncular o zamanki kızlık adlarıyla Keziban Öz (Baran), Naire Ulaş, Nazlı Gönül (Karateke), Nermin Atar ve Bağdat Güzel (Or). Şimdiki parkın olduğu yerde, 1 salona açılan 3 odalı ilkokul binasında, piyes çalışmaları iki grup halindeymiş. Bizden önce Ali Uran (Güdük Ali) öncülüğünde ismini hatırlayamadığım bir eseri hazırlıyorlarmış. Ihtiyar kadro ise, Sarı Çocuk öncülüğünde “Sana Rey Veriyorum” piyesini hazırlamak üzere, akşam yemeğinden sonra, soba yakmak için evden getirdiğimiz üç beş odunla, Yeni Mektep’e geldik. Bayağı kalabalık olmuştuk. Bayram Oral, löküs lambasına henüz yeni taktığı gömleğin mavi ışıklarında, hem löküsü pompalıyor hem de kahırlanıyordu. Köyün kuzeyinde o günlerde sınır sayılan, şimdiki ziraat teknisyenliğinin olduğu yerde, kapısı, penceresi kırılmış, tavanı akan, yıkılmaya terk edilmiş Eski Mektep binası vardı. O eski binada oturmak, piyes hazırlamak imkansızdı. Ama mecburdular, yaşlıların sözü geçiyordu ve onlara Eski Mektep’e gitmeleri söylenmişti. Gençler bütün zorluklara rağmen o eseri hazırlamıştı. Tam bu kargaşa sırasında, Bayram tosurdanırken Alibey girdi içeri. Bayram’ın asık suratını görünce gayrı ihtiyari sordu. - “Noluyo Hacı, bişey mi oldu?” - “Bizim Tümen şarka sürüldü Alibey!” diyerek, bir anda herkesi kahkahaya boğdu. Böylece 1956 yılında Bademler Köyü, Urla ve Seferihisar’la birlikte, iki tiyatro eserini birden izleme fırsatı buldu.” Her nereye baksam eşin görülmez Tütersin burnuma şirin Bademler İçimde hasretin bitip tükenmez Hem erkanım, yolum, pirim Bademler Tam bir yıldır hasretini çekerim Sana kavuşacağım günü beklerim Bıraktığım gibi midir son gördüklerim Yoksa kaybettin mi birin Bademler? Hesap yapma hepsinden de bilgim var Yavruya kavuşmuş Ayşe, Fatma'lar Ya ne oldu Gülizar ebe, Ali amcalar Cevap ver, tutuldu mu dilin Bademler? Bu kadar kişiyi nasıl edersin? Soru sorulunca yaşlıydı dersin Ya anayla kızı, buna ne dersin? Sana sorularım derin Bademler Gelirim, giderim kapın yok mudur? Üç müdür, beş midir, daha çok mudur? Ben mi göremedim yoksa çok mudur? Nerededir, göster birin Bademler Hep kaynarsın, bir kazan misali Taşınca kaybedersin nice insanı Kaldıracak kulpların hani? Kepçen de yok, karıştırmak için Bademler 27.12.1964 Pazar .
|

|
|
|
|