• Yazılar > Ali Aksüt

Tahtacılar'da Halk İnançları

 

Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Tahtacıları yaşadığı bölgelerde de halk inançları varlıklarını sürdürmektedir. Yeni yeni kente gelmeleri, Konar-göçerlikten yerleşik düzene en son geçenlerden olmaları, içe dönük bir yaşam sürdürmeleri, halk inançlarını yaşatmalarındaki etkenlerdendir.
Tahtacıların yoğun olarak yaşadıkları Adana, İçel, Antalya, Muğla, Denizli, Isparta, İzmir, Aydın, Manisa, Balıkesir ve Çanakkale illerinde tespit edebildiğim halk inançları:

Ağaç kesimi: Cuma günü ağaç kesimi yapılmaz. İçel ili Anamur ilçesi Patırlar obasında yıllarca önce Tahtacılar ağaç kesimine başlamadan önce “Allah’ım bu ağacı kesmek zorunda kalıyorum, ekmeğim ağaçtan, yaşamak için buna mecburum” diye Allah’a yalvarır. Kesim yapmadan önce ağaçtan özür diler, kurban keser ve obaya dağıtırlar, ardından ağaç kesimine başlarlarmış. Yine Tahtacıların yoğun yaşadıkları birçok bölgelerde ağaç kesilirken; “Allah’ım, ekmeğim için yaş kesiyorum, baş kesmiyorum” denir. Genç ağaca el kalkmaz, gereksiz yere hiç bir ağaç kesilmez.

Al basması: Kadınları genellikle aynı çevreden birbirine yakın zamanda evlenen birinin alı basar. O zaman alı bastığı tahmin edilen kişiden bir al demor (bez) alınır ve aynı bezden verilir. Bu şekilde al basması kalkar.

Ay: Ayın çevresi dumanlı gibi kararmışsa, yağış gelecek demektir. Ay doğarken selavat getirilir.

Aylar ve günlerle ya da zamanla ilgili:
•        Kurban bayramından önceki aya “Boş ay” denir. Bu ayda tuz dökülmez. Dökülürse en az yedi zarara uğranır.
•        Perşembe günü ikindiden güneş batıncaya kadar su içilmez.
•        Cuma günü ev süprülmez, çamaşır yıkanmaz.
•        Cumartesi günü ziyarete gidilmez.
•        Ağacın katranı ile tuz, öğleden sonra kimseye verilmez.
•        Arife günleri mezara yiyecek götürülür, dağıtılır. Fatiha okunur. Her aile kendi yakınlarının mezarını ziyaret eder. Kimsesizlerin mezarlarına tüm köylü gider.
•        Arife günü iğne tutulmaz, dikiş dikilmez.
•        Lokma, ilk Cuma akşamı köy veya obaca aşure ile birlikte yenir.
•        Gece ev süprülmez
•        Yakın akraba dışına güneş battıktan sonra soğan, biber gibi acı şeyler verilmez.

Düş yorumu:
•        Düşte beyaz giymek iyidir.
•        Gündüz günahı alınan insan, gece düşünde uçar.
•        Düşte kırmızı giysi bencilliği bildirir. Sarı giysi hastalıktır. Kara renk tez haber, yeşil renk murattır.
•        Düşte kız çocuğu görmek sinirlendirici haber, oğlan çocuğu uğrun “gizli” haberdir.
•        Delikanlı görmek devlettir.
•        Güzel kız iyiye yorumlanır.
•        Güleryüzlü yaşlı kadın işlerin düzene girmesidir.
•        Çirkin yüzlü kocakarı perişanlıktır.
•        Düşte fala baktıranın ayağını kaydırmak isteyen var demektir.
•        Kırmızı elma görmek, iyidir. Ham elma iyiye yorulmaz.
•        Ayva ve portakal cennet meyvesidir.
•        Kısa saç iyiye yorulmaz.
•        Aynaya bakan, sevinçli bir haber alır.
•        Ölü görmek, diri görmektir.
•        Temiz su içmek, ekmek yemek güzel günler yaşanacak demektir.
•        Yokuş yükselmeyi, iniş mevki, makam kaybını bildirir.
•        At murattır. Renklerine göre yorumlanır.
•        Kitap okumak yükselmektir.
•        Yılan sinsi, köpek dişli, tilki kurnaz düşmandır.
•        Tavşan ayağı kaydırır.
•        Kuş haberdir.
•        Güvercin dosttur.
•        Baykuş ve Akbaba dışındaki kuşlar olumlu yorumlanır.
•        Berrak mavi deniz murat almadır.
•        Yufka ekmek yapmak, kısmetin ayağa gelmesidir.
•        Görülen rakamla ilgili bir şey olur. Rakamı dikkate almalıdır.
•        Düşte çift sürmek, kazanlı iş başlangıcıdır.
•        Yeşil vadi, işlerin düzgün gitmesidir.
•        Fare can sıkıcı olay olacak demektir.
•        Düşte deve görmek bir güzellik yaşanacak demektir.

Eşik:
•        Eşiğe basılmaz.
•        Gelin eşiği öpmeden yeni evine alınmaz. Gelin “niyazım niyaz için, niyazım hak için” der. Eşiğin yanında bulunan oklavayı alır “Fadime anamızın parmağı” deyip, kapının sağ yanına diker içeri öyle geçer.

Eşya: Yolda bulunan eşya yaramaz.

Hayvanlarla ilgili:
•        Sevilmeyen hayvanlardan Ayı’nın adı anılmaz ona “falatan” denir veya Isparta yöresinde “kocaoğlan”, “oynayan” adları verilir. Ayı diyene “anırdı”, maymun diyene “maykırdı” derler.
•        Domuzun adı anılmadan önce “hak kalmaya” denir, sonra adı anılır.
•        Tavşanın adı anılmaz “kulaklıklı” denir.
•        Yılan öldüren yılancık hastalığına tutulur.
•        Güvercin beslemek uğursuzluk getirir.
•        Keklik uğursuzdur.
•        Karga evin üzerine konarsa, cenaze çıkacak demektir.
•        Turna sesi duyulduğunda, başağrısı geçer.
•        Guguk kuşu ötünce baş üç kez taşa vurulur, baş ağrısı geçer.
•        Baykuş öterse ölüm olacak demektir.
•        Kedi nankördür.
•        Horoz: Horoz sadece adak olarak kesilir. Cemin ilerleyen saatlerinde kırklar sofrası aşamasında, ceme bir horoz getirilir, kutsanır. Kutsanan horoz kurban edilir. Bu kurban orada bulunanlarca vecd içinde yenir. Gereksiz yere horoz kesilmez. Muharrem Orucu'nun bitiminde aşure yapılmadan önce horoz ve her Nevruz'da mutlaka horoz kesilir. Cuma akşamları erkân yapılırken, cemdeki düşküne ceza olarak bir horoz bir dolu cezası sık sık verilir. Horoz Cebrail olarak bilinir. Yemini tutmamak için horoz kesilir. Böylece yemin bozulmuş olur. Kurbanlar dört ayaklı hayvanlardan seçilir. Horoz iki ayaklı, adaktır.

Hıdırellez:
•        Hıdırellez günü horozlar ötmeden suya girilip yıkanılması sevaptır.
•        Hıdırellez günü gecesi un leğene elenir. El değmeden leğen sini ile kapatılır. Sabah açıldığında unun üzerindeki şekil gelecek kısmet olarak yorumlanır.
•        Hıdırellez günü sabahı cilde şifa diye sürülür.

İğne-dikiş:
•        Yeni doğan kız çocuğunun kaşına çam isinden yorgan iğnesi ile sürme çekilir.
•        Arife günü iğne tutulmaz, dikiş dikilmez.
•        Gece dikiş dikilmez.

İp: Bekarı olan eve iple bağlı bir yük gelirse, ipin ucu yakılır.
Kan: İlk kanamasındaki kandan yüzüne çalan kız yaşadıkça kırmızı yanaklı olur.
Konuk: Hamur sıçrarsa, konuk gelecek demektir. Konuk evde iken ev süprülmez, konuğa ikram yapıldıktan sonra dışarı çıkarken arka dönülmez. Sigara yandan tutuşursa yola gidilecek demektir.

Kurban:
•        Dişi koyun ve keçiden kurban olmaz.
•        Tavuk adak olunmaz.

Muharrem ayı:
•        Muharrem ayında ağaç kesilmez.
•        Değirmende buğday öğütülmez.
•        Tırnak kesilmez.
•        Traş olunmaz.
•        Oyun oynanmaz, eğlenilmez.
•        Yumurta, et yenilmez.
•        Sade su ve içki içilmez.
•        Düğün yapılmaz.

Mutfak eşyaları:
•        Kurban yerken çatal kaşık kullanılmaz.
•        Komşuya ayran veya süt verilen tas geri alınırken ıslak alınır.

Nazar değmesi-Kurşun dökme:
•        Çocuğun keyfi kırılınca (hasta olunca) anne, çocuğunu alır kurşun dökmesini bilen bir kadının yanına gider. Anne, getirdiği ağırlığı -hediye- kurşun dökülecek suyun içine atar. Büyük bir tasın içi suyla doldurulur. İçine iğne, para atılır. Bir tavada eritilmiş olan kurşun, içinde iğne, para ve su bulunan tasa dökülür. Dökülen kurşun sudan alınır. Yeniden eritilir, yine suya dökülür. Bu işlem üçüncü kez yinelenir. Kurşunun birazı bir beze sarılıp herhangi bir yol ayrımına atılır. Bir kısmı çocuğun çiğnine (omuzuna) takılır; bir kısmı ise, evin damına atılır. İçine kurşun dökülen su, uzak ve temiz bir yere dökülür. Bu yer, ayak değmeyecek bir yer olmalıdır. Parayı kurşun döken kadın alır. Başka bir çocuğa verir. İğneyi ise, kurşun döken kadın kırar, atar veya kullanır. Bu şekilde nazar değmesi önlenmeye çalışılır.
•        Nazar değen çocuğun başına (seğ/şab) çevrilir. Şab ocağa atılır. Külün içindeki şekil ne ise çocuk ondan korkmuştur.
•        Nazara iyi gelsin diye yumurta kabukları bir ipe tesbih gibi dizilir, evin ön yüzüne asılır.

Ocak: Ocağa su dökülmez, tükürülmez.

Ölümle ilgili:
•        Yeni evlenmiş genç kız öldüğünde, sal ağacına al kumaş bağlanır. Her ölünün ardından üç gün ateş yakılır. Ölü için ısıtılan suyun tümü kullanılır.
•        Yıldız kayarsa, yakında birisi ölecek demektir.
•        Köpek uluması hayra yorulmaz.
•        Eşek durup dururken silkelenirse, evden cenaze çıkacak demektir.

Su: Göğceliler evden dışarıya su vermezler.

Uğur-Uğursuzluk
•        Evin deliğine kara yılan girmesi uğur getirir.
•        Boynuzlu yılan görüp kimseye söz etmeyen zengin olur.
•        Merdiven altından geçmek uğursuzluk getirir.

Zakkum: Evin çevresine zakkum çiçeği dikilirse büyüden, nazardan ve çeşitli kötülüklerden korur.


Akçaeniş Tahtacılarında Günlük Yaşamdaki Dini Davranış Kalıpları ya da Uygulamalar

Akçaeniş Tahtacılarında günlük yaşamla ilgili belirleyebildiğimiz dini davranış kalıplarını, aşağıda yer alan sekiz genel başlık altında toplayabiliriz.


1) Suyla İlgili: Su içilmesi belirli kurallara bağlanmıştır. Buna göre, su, kutsal kabul edilmektedir ve sol elle ayakta içilmemektedir. Suyun, sağ elle oturarak içilmesi, genel kuraldır. Aynı zamanda, su içmeden önce, kişinin "Yezit'e lanet, Hüseyin'e rahmet" demesi gerekmektedir. "Hz. Hüseyin" taraftarlarının Kerbelâ'da susuzluktan "kırılırken", "Yezitlerin sol elleriyle ve ayakta" su içtiğine inanılmaktadır.


2) "Eşik"le İlgili: "Eşik", kutsallık taşımaktadır. Eşik, evi kötü ruhlardan korumaktadır. Bu nedenle, eşiğe basmamak gerekmektedir. Eşiğe basan kişi, o haneye kötülük etmiş sayılır. Eşiğin üzerinden geçen kişi, kötülüklerden arınarak eve girmiştir. Türbe ve yatır ziyaretlerinde eşik, kutsallığını daha da artmış bir şekilde korumaktadır. Bu durumda eşik, yere diz çökerek üç kez öpülür ya da ona niyaz edilir. Eşik, ilk öpülen yerin sağı ve solu sırasıyla üç kez öpülürken ya da ona niyaz edilirken, "ya Allah, ya Muhammed, ya Ali" denilir. Burada Allah eşikte ilk öpülen yerdir; Muhammed ilk öpülen yerin sağ tarafı, Ali ise sol tarafıdır. Ali sol tarafta olarak kalbe daha yakındır. Türbe ve yatır ziyaretlerinden çıkarken de eşik yine üç kez öpülmektedir ya da eşiğe niyaz edilmektedir.


3) El Öpmeyle İlgili: El öpme, son derece önemli bir davranış kalıbıdır. Dedenin sağ eli, kaç yaşında olursa olsun, kendisinden küçük ve büyük herkes tarafından öpülmektedir. Öte yandan büyüklerin eli öpülürken, sadece elin dudakla öpülmesine dikkat edilmektedir. Eli öptükten sonra alna götürmek söz konusu değildir. Bu davranış kalıbı, bir "Alevi el öpme biçimi" olarak değerlendirilmektedir. Akçaeniş Tahtacıları için, karşılaşılan kişinin Sünni olup olmadığı, el öpme tarzıyla da ölçülebilmektedir. Onlara göre, Sünni bir kişi, eli dudakla öpmeden onu önce çenesine koymakta ve sonra alna götürmektedir. Sünni ile Alevi arasındaki farklı davranış kalıpları, bu şekilde de ortaya çıkmaktadır. Köyde elin öpülürken alna götürülmesi, ikiyüzlülük olarak kabul edilmektedir.


4) Üçleme (Yanakla İlgili): Büyüklerin elleri, Alevi el öpme biçimine göre, öpüldükten sonra, yanak yanağa değecek şekilde mutlaka yanaklardan da öpülmesi gerekmektedir. Bu davranış kalıbı, aynı yaştaki kişiler için, tokalaştıktan sonra geçerlidir. Yanaklardan öpülürken, önce sol, sonra sağ yanaktan, bir kez daha sol yanaktan öpülmelidir. Burada bir "üçleme" söz konusudur. Yanaktan öperken, kişi içinden önce Allah, sonra Muhammed ve Ali demektedir. Allah ve Ali sol yanağı öperken anılmakta, Muhammed ise, sağ yanağı öperken söylenmektedir. Bu durum, eşik örneğindeki üçlemeye benzemektedir.


5) Yemek Yemekle İlgili: Her öğün yemekten sonra, yemek duası yapılmakta ve başparmaklar sofranın üzerine konarak herkes "Bismi Şah" demektedir. Sofradan kalkarken dua etmek ve başparmakları sofranın üzerine koymak, bereketi artıran bir davranış olarak kabul edilmektedir. Yemekte sofranın üzerine kaşık ve çatal sürekli olarak açık olarak konulmaktadır. Kaşığın ve çatalın kapalı konulması, bereketi sınırlayan bir davranış biçiminde değerlendirilmektedir.


6) Hayvanlarla İlgili: Tavşan, uğursuz bir hayvandır ve eti asla yenmemektedir. Yolda bir kimsenin önünden tavşan geçmesi, onun için uğursuzluktur.


7) Adlarla İlgili: Doğan çocuğa Osman, Ömer ve Bekir adları konulmamaktadır. Akçaeniş Tahtacılarında, söz konusu adlara sahip hiç kimse bulunmamaktadır. Bunun nedeni olarak da İslâmiyetteki "Dört Halifeler Dönemi"nde, bu adlardaki üç halifenin Ali'nin hakkını aldığı söylenmektedir. Köyde, Ali, Hasan, Hüseyin, Hamza ve İsmail gibi erkek adları ve Elif, Fatma, Gül gibi kadın adları çoğunluktadır.


8) Hastalıkla İlgili: Kişi hastalandığında, yatırdan yardım ummaktadır. İlk olarak, köyde bulunan "Keramettin Yatırı"na başvurulmakta ve dilek tutulmaktadır. Dilek, hastalığın iyileşmesi içindir ve hastalığın iyi olma durumunda yatıra adak adanmaktadır. Yatırın kutsal kişi olarak hastaya yardım edeceği düşüncesi vardır. Yatır adağı, genellikle kurban tığlatmadır. "Keramettin Yatırı"ndan çare istenmiş, ancak, hastalık herşeye karşın iyileşmemişse, bu kez "Abdal Musa Yatırı" ziyaret edilerek ondan yardım istenmektedir.

 

 

38.107.191.100
DUYURULAR
FORUM
ANKET
Önümüzdeki dönemlerde hangi etkinliklerin yapılmasını ve görev almayı istersiniz?
Köy senatosu
Bademler Festivali
Yabancı Öğrenci Değişimi
Azmak Deniz Bayramı
Atık Toplama Etkinliği
Spor turnuvaları
İşgücü Yaratma Projeleri

 

Site tasarım ve yazılımı: Membra A.Ş.