Bademler’deki Sinema Platosu Gerçekten bu olabilirdi. Eğer biraz daha uğraşsaydık, gelen film ekiplerini daha iyi ağırlasaydık, onlara filmlerini çekebilecekleri tarihi ve yerel mekanları bırakabilseydik, köye gelenleri bir daha gelmeleri için ikna edebilseydik, Bademler köyü Türkiye’nin ilk ve en güzel sinema platosu olurdu. Toplum çok hızlı bir değişim içinde. Biz de bundan mümkün olduğunca nasibimizi alıyoruz. Artık sinema, tiyatro ve diğer sanatların, halk üzerindeki etkisi fazla değil. Toplumu estetik kılan bu tür eylemler artık farklı amaçlar için kullanılıyor. Bilinçlendirme yerine yozlaşmayı sağlayan akımlar, daha fazla rağbet görüyor, beğeniliyor. Bademler bu gidişatın neresinde!.. Hala 40 yıl önceki sinema filmleriyle, tiyatro oyunlarıyla, hikayelerle ve doğal yaşamla övünüyoruz. Doğanın evrim yasasına göre yetenekler geliştirilmezse körleşir ve bir gün unutulur… Bademler köyündeki sanat aşkı da körleşmek üzere. Bu yazının amacı; köyün sanat geçmişini, özellikle sinemaya olan sevgisini ve katkısını hatırlayarak, bu konuda biraz daha fazla düşünmeyi sağlamaktır.
“Susuz Yaz”
Göz koyduğu kardeşinin karısı Bahar'la tarlasındaki suya tek başına sahip çıkıp köylülere eziyet eden Kocabaş Osman'ın öyküsü… Sadece Bademler için değil tüm Türkiye için gurur kaynağı olan film 1964 yılında üç ay gibi kısa bir sürede çekildi. Fakat bu sürede köyde yaşananlar, köylünün ve sinemacıların paylaştıkları yıllardır unutulmadı. Bir masal gibi nesilden nesile aktarıldı. Anlatılanlar aslında pek olumlu değildi: Metin Erksan’ın çok sinirli olduğu, geceleri bayan aktrisleri odasına çağırdığı, Hülya Koçyiğit’in tütün kırmayı ve sigara içmeyi öğrendiği, Erol Taş’ın tavlada iyi olduğu, kendilerinin getirdiği Karabaş isimli köpeği filmin sonunda öldürdükleri vb… O yıllarda film ekibiyle yakından ilgilenen köylüler de, gerçekte pek fazla işi olmayan ya zengin ya da çalışmayan kimselerdi. Çünkü yazın kavurucu sıcağında tütün tarlası beklemezdi ve herkes çardağında sakin bir hayat sürmekteydi. Aslında bu ekipteki en önemli isim sinema meraklısı(!) Ulvi Doğan’dır. Kendisi tekstil işinden kazandığı paranın tamamını bu filme yatırmış, film yasaklanınca da negatifleri gizlice yurtdışına kaçırmış, Berlin Film Festivali’nde yarışmasını sağlamış ve sonuçta yurda Altın Ayı ödülüyle dönmüştür. Fakat filmin Avrupa ve Amerika sinemasına girmesi için beklenmedik bir şey yapmış, filme daha açık sahneler ekleyerek “Kardeşimin Karısı” adıyla pazarlamıştır . Bu sahneler Almanya’da çekilmiş ve Hülya Koçyiğit’e benzer bir figüran kullanılmıştır. Bu yüzden hem yazar Necati Cumalı hem de yönetmen Metin Erksan, bu bol ödüllü filmin adını -sanki lanetli gibi- hiç anmamış, hatta bundan sonra çok sevdikleri sinemaya küsmüşlerdir.
“Pembe Kadın”
Susuz yaz ile başlayan Bademler köyünü film platosu olarak kullanma modası, 1966 yılında da devam etmiştir. Filmde, para kazanmak için köyden kente giden kocasını yıllarca bekleyen ve sevgilisinden ayrılmak istemeyen kızını köy meydanında vuran Pembe Kadın’ın dramatik öyküsü anlatılır. Bir tiyatro uyarlaması olan ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği filmin başrolünde Yıldız Kenter ile Ekrem Bora oynamaktaydı . Filmin yarısı köyde geçtiği için pek fazla görüntü yoktur. Ama filmin sonlarında Eşe Bibi’nin ağıt yakma sırasındaki performansı unutulamaz. Bu tarihten sonra kayda değer bir film yapılmamış olsa da, İzmir Fuarı’na gelen her sanatçı, şarkıcı ve tiyatrocu Bademler’e uğramadan geçmemiştir. Bu durum halkın çoğunun Almanya’ya gitmesi, sermayenin önemini kavraması ve böylece yeni ihtiyaçları karşılamak için mekan ve tutum değiştirmesine kadar sürmüştür. Artık Bademler köyü, sadece orta yaşın üstündekilerin hatırladığı, birkaç anıyı tazelemek için gelen emeklilerin uğradığı, kimliksiz bir yerleşimdir.

|